Cinler alemi hakkinda bilmedigimiz gercekler

Cinler alemi hakkinda yanlis bilinenler ve bilinmeyenler. Paranormal olaylar bilgiler
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Tedavi Usülleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sümbülsultan

avatar

Mesaj Sayısı : 54
Nerden : Berzah
Kayıt tarihi : 16/01/09

MesajKonu: Tedavi Usülleri   Perş. Şub. 05, 2009 12:08 am

1. Grup: Yıldızname ile tedavi yöntemi

Bu yöntem, hem aklen yanlış hem de İslamî hüküm itibari ile küfre yol açıcıdır.

Aklen yanlıştır, çünkü bu kitaba bakan hoca önce hastanın ismi ile annesinin ismini alıp ebced hesabı ile topluyor. Bu rakamı onikiye bölüp, kalan rakamı yıldıznameden okuyor. Hasta diyelim ki; 1980 yılında hocaya gitmiş ve ona sihir teşhisi konmuş olsun. Aynı hasta 1990 yılında yani on sene sonra yine hocaya gidecek olsa kendi ismi ile anne ismi değişmediğinden teşhis yine aynı olacaktır. Anne ismi Fatma, kendi ismi Ahmet olan çok kişi vardır. Ama bunların aynı hastalığa yakalanacağını kimse söyleyemez.

İslami hükmü küfürdür. Zira yıldızname kitabı çoğu yerinde gelecekten haber veriyor. Daha önce yazdığımız hadis-i şerifi burada tekrar edelim:

"Kim arrafe, sihirbaza, kâhine gider de onun söylediklerini tasdik ederse, Muhammed'e indirileni inkâr etmiştir."

2. Grup: Cinler Vasıtasıyla Tedavi Yöntemi

Bu usul ile teşhis ve tedavi yapanların çoğu cahil kimselerdir. Hatta çoğu Kur'an okumayı bilmez. Bu yol da yanlış ve İslam'ın kabul etmediği bir teşhis ve tedavi yöntemidir.

"Cinler mahlukatın en çok yalan söyleyenidir." (Hakim)

Hasta tedavisinde Peygamber Efendimiz (s.a.v)'den de, sahabelerden de, Tabiinden de cinlerin bilgilerine müracaat edildiğine dair en ufak bir rivayet yoktur. Bu yola tevassül eden kişilerin çoğu bizzat hastalıklar geçirmiş ve bu hastalıkların sebebi ile cinlerle irtibat kurmuş kimselerdir. Cinci hocalara giden hastalara sorulduğunda, kendilerine sihir veya cinni hastalık teşhisi konduğunu söylerler. Hatta sağlam bir kişi bu hocalara gitse ona da "sende sihir veya cin vardır" derler.


İsbat için "geçmiş hallerinizden haber veriyor" derseniz. Buhari'de geçen ve Ebu Hureyre (r.a.) tarafından rivayet edilen bir olayı dikkatinize sunarım: Ashabtan bir zat cinlerden hurma çalan bir hırsızı yakalamış ve iki defa acıdığı için serbest bırakmıştır, üçüncü yakalayışında cin ona insanları kendilerinin şerrinden koruyacak birşeyi öğreteceğini vaad ederek serbest kalmış ve o zat'a Ayat-el Kürsi'yi öğretmiştir. Bu durum Allah'ın Rasulü'ne (s.a.v.) anlatıldığında Ayet-el Kürsi hakkında bilginin doğru olduğunu ancak şeytanın yalancı olduğunu söylemiştir.

Bundan anlaşılacağı gibi geçmiş olaylar hakkında doğru bazı şeyler söyleyip itimat kazanır sonra yalan söylerler. Cinlerin konuşmaları arasında doğru ile yanlışı ayırt etmek oldukça güçtür.

Abdullah b. Mes'ud'un hanımı Zeynep anlatıyor:

"Abdullah boynumdaki ipliği gördü ve "bu nedir?" dedi. "Okunmuş ipliktir" dedim, onu kopardı ve parçaladı sonra sen Abdullah'ın ailesisin şirke ihtiyacın yoktur. Resulullah (s.a.v.)'den duydum, "Rukye, temaim ve tivele şirktir" buyurdu. Bana niçin böyle yapıyorsun? dediğinde, Gözüm hep ağrır ve akardı, filan yahudiye gider okunurdum, iyileşirdi" dedim. Cevap olarak şöyle dedi;

"Onu şeytan yapıyordu, şeytan ona vuruyor, Yahudi okuyunca şeytan okuma sebebi ile iyileşti sansın diye elini oradan çekiyordu."

Şeytan'ın maksadı Yahudi ve kâhin yada arraf sınıfına giren cincileri meşhur edip, hem kendilerini hem de onlara giden hastaları küfre sokmaktır.

Şu hadis-i şerif muskanın veya rukyenin bizatihi tesirine inanmanın cennete girememe sebeplerinden olduğunun açık delilidir;

Peygamber (s.a.v.); "Ümmetimden yetmişbin kişi hesapsız cennete gider" dedi. Ukaşe (r.a.): "Ya Rasulullah, dua edin ben de onlardan olayım" dedi. Rasulullah dua etti. Sonra bir başkası daha kalkıp "Bana da dua edin ben de onlardan olayım" dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) "bu hususta Ukaşe seni geçti" buyurdu ve evine gitti. Ashab-ı Kiram (r.a.) aralarında cennete hesapsız kimlerin gireceğini konuşmaya başladılar. "Dağlama yapmayanlar, muska takmayanlar, uğursuzluğa inanmayanlar ve Allah'a tevekkül edenler" dediler.

Bizatihi ne muska, ne okumak, ne çanağa yazıp suyunu içmek tesir etmez, şifa veren Allah (c.c.)'dır.

b) Manası belli olmayan kelimeler ile rukye yapmak:

İbranice ve Süryanice manası belli olmayan kelimeler ile rukye yapmak caiz değildir. Ashabdan bir kısmı "biz cahiliyye devrinde efsun yapardık, bu durumu Rasulullah'a arz ettik. Rasululah (s.a.v.) okuduğunuz şeyleri okuyun buyurdu. Onlar da okudular, içlerinde küfür ve şirk kelimesi olmayanları kabul etti. Aksi takdirde red etti." diye rivayet etmişlerdir.

Bir muskayı kullanmak için içinde küfür veya haram yazının bulunmadığını bilmek lazımdır. Açtığım çok muskalarda imza denemesi gibi karalamalar vardı. Bu tür sahtekar insanlara ister sihirbaz ister kahin isterse arraf olsun verilen para ittifakla haramdır.

Rukye, arabî lisan ile veya manası bilinen bir lisan ile olmalıdır.

c) Rukye, Ayet-i Kerime Allah (c.c.)'in isimleri veya hadisle gelen Efendimiz (s.a.v.)'ın öğrettiği dualar ile olmalıdır.

Cinlerin isimlerini hastaya yazıp şifa beklemek veya onların isimlerini okuyarak onlardan hastaya şifa vermelerini istemek, ay, güneş, yıldız gibi Allah (c.c.)'ın isimlerinden gayrı ile yapılan rukyeler, işte bunların hepsi yasaklanmıştır. Demirle, tuzla, iplikle ve mührü Süleyman ile rukye yapmak mekruhtur.

Kafir muskanın faidesine inanırsa bile ona ayet-i kerime ve mübarek isimler ile muska yapmak caiz olmaz, haramdır. (Feteva-i Fıkhiye)

Şimdi rukyenin caiz olabilmesi için gereken şartları iyice anladıktan sonra, rukyenin faidesine geçelim.

1. Allah (c.c.)'m isimleri, Ayet-i Kerime, Resulullah (s.a.v.)'dan mervi dualar.

2. Arap lisanı veya manası anlaşılan bir lisan ile yazılanlar.

3. Te'sirinin Allah (c.c.)'dan olup, Allah (c.c.) dilerse te'sir verip, dilerse vermeyeceğine inanmak.

Bu şekilde yapılan rukyeler caizdir. Rukye, Allah (c.c.)'ın izni ile te'sir edeceğine inanıp güvenen insana te'sir eder. Bu tesiri Allah (c.c.) yaratır ve şifa verir.

Muskayı muşamba, naylon gibi su geçirmeyen şeylere sarılı olarak cünüp kimsenin taşıması ve helaya girmesinin caiz olduğu Halebi'de yazılıdır. Helaya girmeden dışarıda bırakmak mümkün ise daha iyidir.

İbni Mace'de, Hz. Ali (r.a.)'nin bildirdiği hadiste Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: "ilaçların en iyisi Kur'an hastaya okunur ise hastalığı hafifler, eceli gelmiş ise ruhunu teslim etmesi kolay olur.

TEMİME: Manası bilinmeyen veya nazarlık denilen şeyleri taşımaya temime Denir ki; hadis-i şerifte geçtiği gibi bu da şirktir. Nazarlık ve emsali şeylerin bizatihi kendisinin tesirine inanmak şirktir. Her ne kadar, tesir nazar boncuğu veya ona benzer şeylerden beklenilmese de bu tür hallerde uzak olmak en doğru iştir.

TİVELE: Muhabbet hasıl etmek için yapılan şeyler şirktir. Küfür sayılmasının sebebi takdiri ilahinin aksine tesir yapabileceğine inanılmasıdır. Bir kadın kocasına muhabbet için muska yaptırırsa bu haramdır. (F. Hindiyye). Karı-Koca arasında muhabbet için ancak Allah (c.c.)'a aralarında muhabbet yaratması için dua edilmelidir. Aksi takdirde muska gibi şeyler ile sihir yapmak doğru değildir.

_________________
Suskunlugum asaletimdendir
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Tedavi Usülleri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Cinler alemi hakkinda bilmedigimiz gercekler :: Gizli İlimler :: Kenz'ül Havas-
Buraya geçin: